“Vodafone, bana reklam teklifinde bulunmadan önce bir araştırma yapmış. İnsanlar yüzde 98 beni tanıyor, yüzde 75′lik bir kesim de dinliyor. Nesiller değişiyor fakat buna rağmen beni dinliyorlarmış.

Bundan sunu çıkarmışlar; benim kapsama alanım genişmiş. Yani gönül kapsama alanım genişmiş. Bunun için bana reklam teklifi yapmışlar.”

 

Uzun bir aradan sonra albüm çıkardınız…

Bir şey yaptığınız zaman bir sanatçı olarak bunu gönül dostlarına iletmek istiyorsunuz. Bu hem görevim hem de beni mutlu eden bir şey. Mesajımı ezgilerimle, bestelerimle anlatıyorum. Bir daha Allah ömür verirse bu kadar uzun ara vermeyeceğim.

Bu albümü diğer çalışmalarınızdan farklı kılan ne var?

Enstrümantal bir bestem var; Diriliş. Bu parça benim müzik kimliğimin özelliklerini belli ölçüde yansıtıyor. Orta Asya, Balkanlar, Kafkaslar ve Avrupa gibi Türklerin dünya kültürüyle nerelerde buluştuğunu ve etkilendiğini anlatan bir hikâye. Birinci farkı bu. İkincisi albümün adı ‘Berhudar Ol’ bana dedemden kalan bir deyim. Osmanlı’nın neferi ve gazi olan bir dedem var. Onun için bu deyimi duyduğum zaman onu anımsarım, bu albümü ona ithaf etmiş gibiyim.

Yıllarca arabesk müzik hep eleştirildi. Bunu kendinize yapılmış bir haksızlık olarak görüyor musunuz?

Arabesk deyimini çok yanlış kullanıyoruz. Firavunlar döneminden kalan bir deyimdir ve Arap etkinliği manasına gelir. Şimdi öyle bir hale geldi ki olumsuz ne varsa ona arabesk deniliyor. Böyle saçma bir şey olur mu? Arabesk adam, arabesk heykel, arabesk düşünce… Kelime, olumsuzluğun yaftası oldu.

Siz de bu yaftalamalardan payınızı aldınız.

Bilmeyerek söyledikleri için ‘Bu konuda cahillerdir.’ diyorum. Birer birer herkese bunu anlatmam mümkün değil. O kadar anlatmamıza rağmen hâlâ yanlış anlaşılıyor. Alaturka da böyle kullanılıyor. Ne kadar yanlış, bayağı bir şey varsa o alaturka. Oysa Osmanlı döneminden gelen bir tanımlamadır. Müslüman Türk kimliğiyle, Hıristiyan Batı kimliğini ayırmak için kullanılmıştır. Alaturkanın karşıtı da alafrangadır. Adeta kimliği aşağılar gibi amma Türk’sün, amma İngiliz’sin deyimleri kullanılır mı Allah aşkına!

Müziğinizin birtakım çevrelerce onaylanmaması resmi görüşle resmi olmayan görüşün kavgası mıdır?

Evet ve ben bu yüzden kötü oldum. İşin garibi Türk müziğini koruma görevi TRT’nindi. Kurum, üzerine çok fazla yük almıştı. Ama o zamanlar okul yok, konservatuar yok. TRT’nin kızılacak tarafı çoktur ama bir bakıma bu kadar yük yüklendiği için üzülecek tarafı da vardır. Şimdi konservatuarlar kuruldu ve TRT bu yükten kurtuldu. Bunu yapmak hepimizin görevi, fakat bunu orada bırakmamak lazım, oradan yararlanıp yeni şeyler üretmek lazım.

TRT’nin bedel ödettikleri arasında siz de varsınız…

Ben ‘Daha ileri gidelim.’ diyordum ama onlar bunu istemiyorlardı. TRT’nin en olumsuz muhatabı bendim.

İdamınızı isteyenler olduğunu söylemiştiniz.

Sivil olanlar bunu düşünüyordu, bana karşı olanların böyle bir talepleri vardı. Çünkü çalışmalarımı halk destekliyordu ve o zamana kadar kimseye kısmet olmayan bir saygı ve sevgiydi bu. Kural koyan birçok kimse benim halkla olan diyaloğumu kıskanıyordu.

Enis Batur bir röportajında, “Bize sunulan bir Orhan Gencebay figürü var. Orhan Gencebay’ı indirgiyorlar, ona duyulabilecek saygının payını düşürüyorlar ve onu kısıtlı bir tarifle sunuyorlar.” diyor. Katılıyor musunuz?

Evet, bu tespiti doğru buluyorum ama bunun doğal bir oluşum olduğu noktasında da şüphelerim var. Bir yerde doğruları anlatamıyorsunuz ve sıkıntı çekiyorsunuz, bu sıkıntıları da yaşamak durumunda kalıyorsunuz. Derinlemesine bakan çok az. Bir kere baştan böyle tanıtıldığınız için ağzınızla kuş tutsanız yaranamıyorsunuz. O kolay değişmiyor ama artık biraz değiştiğini kabul ediyorum.

Bu değişikliği nasıl hissediyorsunuz?

Bir zamanlar bana karşı çıkan bazı insanlar gelip benden özür diledi, seni yanlış anlamışız diye. Anlaşılmak kolay değil, anlatmak da zor. Demek yeterli olmamışız!

Açılım toplantısında korsanı dile getirdiğiniz için eleştirildiniz?

Ben o toplantıda sadece korsanı dile getirmedim; önemli gördüğüm birçok konuda konuştum. Şu anda müzik sektörünün çökme aşamasında olduğunu bilelim. Bu çok önemli bir konu ama birçok insan farkında değil. Artık albüm yapılmıyor, insanlar eser üretmemeye başlıyor. Hatta eser üretenler başka işler aramaya başladı. Çünkü üretim durdu, bunun en büyük sebebi de korsan.

Şarkının adını Ergenekon davasından dolayı mı Diriliş olarak değiştirdiniz?

Ergenekon’un bir anlamı da yeniden doğuş, diriliş. Aslında Ergenekon bizim büyük bir destanımız. Benim anlattığım Ergenekon’un şu andaki Ergenekon’la hiçbir ilgisi yok. Benim siyasetle bir ilişkim yok çünkü sanat, siyaset yapmaz. Kişiler siyaset yapar ama sanat yapmaz. Bazı arkadaşlar siyaset yaparken sanatı alet etmeye çalışıyorlar. O doğru değildir. Başbakan’ın toplantısında ben bunu da ifade ettim. Bu açılımların başlıkları beni rahatsız ediyor; Kürt açılımı, Alevi açılımı, Roman açılımı… Bu başlıklar olmamalıydı. Burada önemli olan Cumhuriyet’in açılımı olmalı. Bu sorunlar Cumhuriyet’in başlangıcından itibaren uygulanması gereken, uygulanacak diye koyulan kuralların uygulanmamasından dolayı olmuştur. Herkes devlete eşit mesafede olacaktır, herkese aynı hizmet edilecektir ama bunu ihmal etmişler. Olmadı, o zaman Cumhuriyet’in bu yönü eksik kalmış.

Açılım toplantısına katıldığınız için eleştirildiniz mi?

Neticede davet eden Başbakan, gitmemek saygısızlık olur.

Kadir İnanır bizzat Başbakan’ın arayıp davet etmesini beklemiş. Sizi kim davet etti?

Başbakan herkesi tek tek arayabilirdi ama böyle bir şeyi yapması şart değil. Beni Hüseyin Çelik davet etti. Aradığında “Memnuniyetle gelirim.” dedim.

Yakın arkadaşınız Ajda Pekkan süper star olmanın kendini sınırladığını ve istediği gibi yaşayamadığını söyledi. Orhan Baba olmak size böyle bir sınırlama getirdi mi?

Hayır, yok, kısıtlama yok. Sadece keşke herkese yetecek bir gücümüz olsaydı. Sorunu olanlar o kadar çok ki, hepsine yetişmek mümkün değil. Baba olunca beklentiler başlıyor.

Sanat hayatınız boyunca hiç sahneye çıkmadınız. O duyguyu yaşamak istemediniz mi?

Beste yaparken daha mutlu oluyorum, sanki sahneye çıkarsam beste yapmam zorlaşır, zaman ayıramam diye korktum. Bu da beni mutsuz eder diye sahneye çıkmadım. Çünkü sahne çalışmaları insanın çok vaktini alır. Bundan korktum. Ama fazla erteledim.

Peki şimdi çıkmayı düşünüyor musunuz?

Şimdi istediğim ortamı bulursam çıkacağım ama ortamı bulmak kolay değil.

Sahneye çıkmamanızda konserde istemediğiniz şekilde taşkınlık yapabilme ihtimalleri de etkili oldu mu?

Yok öyle düşünmedim, neticede beni dinlemeye gelecek olanlar beni seven gönül dostlarım olacağı için öyle bir düşünceye hiç kapılmadım. Kim gelirse gelseydi ben onlara müzik anlatacağım için müzik de benim 6 yaşından beri bildiğim konu, o yüzden sorunu çıkarmazdı diye düşünüyorum.

Entelektüel birikiminizi dinleyicilerinize aktarabildiğinizi düşünüyor musunuz?

Bildiklerimi anlatmaya çalışıyorum, anlatabildiğim kişiler daha farklı bakıyorlar şüphesiz. Anlatabilmek kolay değil. Ama gittikçe anlayanların çoğaldığını da gördüm. Sabitleşmiş bazı fikirler vardır, onların bazılarını kırdığını düşünüyorum. Bence en kötü şey şartlanmaktır. Ne olursa olsun var olan bir olguyu önce anlamak lazım. Yargısız infaz doğru değil. Ben zamanında böyle bir şeye maruz kaldım.

Şu anda dünya çapında başarılı bir isim olan Ömer Faruk Tekbilek uzun süre sizinle çalıştı. Kendisini takip ediyor musunuz?

Tabii. Faruk 16 yaşında benim yanımdaydı ve o yaşına rağmen çok kabiliyetliydi. Birbirimizden etkilendik tabii, o da ifade eder bunu. Çok severim kendisini ve takip ediyorum.

Müziğin sosyolojisiyle yakından ilgileniyorsunuz. Önümüzde 27 Mayıs darbesinin 40. yılı var. Darbelerin sosyolojisiyle ilgileniyor musunuz?

Darbelerin hiçbirinin iyi olmadığını biliyoruz. Siyasete bulaşmasak da iyi bir vatandaş olmaya çalışıyoruz. İnsan hakkına saygımız her zaman var. Darbelerin hiçbiri güzel değil. İnsanları yönetmek için darbe şart değil. 27 Mayıs’ın neyi getirdiğini, neyi götürdüğünü hepimiz görüyoruz. Bu tarz darbelerin 80 ihtilalinde de olduğu gibi iyi bir şey olmadığını görüyoruz.

Sizce darbeler dönemi bitti mi?

Askerler öyle söylüyor, “Darbe dönemi çoktan bitmiştir.” diyorlar. İlk ağızlardan bunu duyuyoruz, doğrusu da budur. Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir ***

Pop Star’da iyi bir görev yaptım

Bazen çocuklar da babalarına kızar. Hayranlarınızın Orhan Baba’ya kızdığı anlar var mı?

Zaman zaman böyle şeyler oldu ama sonra düzeldi.

Nelere kızdılar?

Söylemek istemiyorum aslında… Mesela Pop Star’ı yaptığımız zaman çok tepki aldım. Ama ben orada iyi bir görev yaptığıma inanıyorum. Türk müziğini insanlara anlatmamız gerekiyordu ama bunu belgeselle yapmaya kalksak kaç kişi izlerdi! Pop Star gibi halkın ilgi gösterdiği bir programda bunu yapabilmek iyi olur diye düşündüm ve kabul ettim. Başta çok tepki oldu; burada ne işin var senin. Sonra anladılar benim ne düşündüğümü.

Siz “burada ne işim var” dediniz mi?

Tabii ben de dedim. Sonra dedim ki burası Türk müziğini anlatmak için fevkalade bir alan.

Yarışma sizin için hiç işkenceye dönüştü mü?

Zaman zaman. Bir iki defa kalkıp gittim, sonra sakin olalım dedim ve devam ettim.